Devletin Ellerinden Öpüyorum!..

2011-09-16 16:14:00

    Altı aylık esaretten sonra nihayet iddianamemiz yazıldı. Sağ olsun, ABD-AB,  Helena Flautre,  Claudia Roth,  Hammarberg ve elbette en önce Nedim Şener ile Ahmet Şık… Onlar olmasa biz daha çok beklerdik!.. Şu satırları yazarken, ”Oda TV Örgütü” hakkındaki iddianameyi ancak TV ve gazetelerin yazdığı kadarıyla biliyorum. Şahsımla ilgili suçlamalar, hakkımda kaç yıl istendiğine ilişkin hiçbir fikrim yok. Zira TV ve gazetelerin ilgisini çekmiş değilim… Avukatım gelecek de ancak ondan öğreneceğim. Çin işkencesi yapılıyor diyeceğim, dilim varmıyor. ”Devletime” böyle bir şeyi tövbe-hâşa yakıştıramam; ama esaret hane de insan öyle hissediyor işte!.. Ne mi oldu? İddianamemizin hazırlandığını ve mahkemeye sunulduğunu bir Cuma günü mesai saati bitiminde TV’den duydum. O Cuma, bayram öncesi son mesai günüydü. Yani araya hem hafta sonu, hem bayram tatili giriyor, avukatla görüşme olamayacağından hiçbir şey öğrenme imkânım kalmıyordu. Bir bayram, bundan başka daha nasıl katmerli zehir edilebilirdi ki?.. Daha ilginci; o Cuma günü öğlen saatlerinde tutukluluğumun uzatıldığı tebliğ edilmişti. Şablon gerekçeler; “Delil elde etmedeki zorluk, delillerin tam toplanmamış olması,…” vs. Sıralanmıştı. Bunu tebellüğ et, birkaç saat sonra da TV’den iddianamenin mahkemeye sunulduğunu öğren; insan hangisine inanacağını şaşırıyor tabii!.. Ve iddianamenin kabulü de yine bir Cuma günü, mesai saatinde oldu. Ölsem, en erken Pazartesi’ye kadar yine bir şey öğrenme imkânım yoktu. İşte bu tesadüfler (!) canımı sıktı da ondan “Çin işkencesi” hissine kapıldım. Ne tesadüf, iddianamenin kabul edildiği günkü gazetelerde b... Devamı